Türk İşaret Dilinde Genel Yanlış Anlayışlar

1.Yanlış Anlayışlar: ‘İşaret dili dünyanın her tarafında aynıdır.’
Bu yanlıştır!

Her ülkenin kendi sözcük hazinesi ve dilbilgisi olan kendi işaret dili vardır. Çeşitli ülkelerden gelen sağır insanlar birbirlerinin işaret dillerini kolaylıkla anlayamazlar. Bir duyan insan bir ülkede işaret dili öğreniyorsa, başka bir ülkenin işaret dilini kolaylıkla anlayamaz, ancak diğer işaret dilini ayrıca öğrenmesi gerekir. Hatta bir ülke içerisinde, işaret dili bölgeden bölgeye değişebiliyor.

2. Yanlış Anlayışlar: ‘İşaret dili tam olan bir dil değildir. Sadece bir pantomim ve ya jestleşme şeklindedir, ve kendine özgü bir Dilbilgisi yoktur.’
Bu yanlıştır!

İşaret dilleri tam olan dillerdir. Sesli dilde ifade edilen her şey işaret dilinde de ifade edilebilir. Soyut düşünceler hakkında konuşabilirsiniz, geçmiş hakkında hiçbir şey yapmadığınızda ne olabileceğinden ve sizin konuşmak istediğiniz yeni şeyler için sözcükler üretebilirsiniz. Türk İşaret Dilinde her şey için bir sözcüğünün olmaması doğrudur fakat bu her dil için geçerlidir, sesli veya işaretli. Hiçbir dilde düşünülebilen her şeyin sözcüğü yoktur. Önemli olan gerekli olduğunda bir dilin yapabildiği gibi. İlave olarak, nasıl ki Türk İşaret Dilinde bazı Türkçe ifadeler için sözcük yoktur, Türkçede de bazı Türk İşaret Dili işaretlerinin sözcükleri yoktur. Her iki durumda sözcüğünün anlamı bir cümle ile ifade edilir veya insanlar genel kavram için yeni sözcük üretir.

Ayrıca işaret dillerinin Dil bilgisi olmaması doğru değildir. Tüm işaret dillerinin ayrıntılı ve zor Dil bilgileri vardır ve bu kursun hedeflerinden biri sizin Türk İşaret Dili dil bilgisini öğrenmeniz. Duyan insanlar tarafından kullanılan el hareketleri, başın hareket etmesi ve yüz ifadeleri işaret dilinde de kullanılıyor. Türk İşaret Dilinin dil bilgisi yapısını açıklayan birçok yayımlamalar bulunmaktadır. Unutmayın ki başka bir dilin dil bilgisi nasıl öğreniliyorsa işaret dili dil bilgisi de aynen öyle öğrenilmesi gerekiyor.

3. Yanlış anlayışlar: ’ İşaret dili sesli dile bağlıdır. Sesli dilin eller üzerinde gösterilmesidir.’
Bu yanlıştır!

Her ülkedeki her işaret dilinin kendi yapısı vardır. Bu yapı aynı ülkede konuşulan sesli dilin yapısından çok farklıdır. İşaret dili hiçbir şekilde sesli dile bağlı değildir ve sesli dilin eller üzerinde gösterilmesi değildir. Bu kurs içerisinde öğreneceğiniz Türk İşaret Dili yapılarının bir çoğu Türkçe’ den çok farklıdır ve biz kurs içerisinde her zaman bu farkların neler olduğunu açılayacağız, siz bu farklara özellikle dikkat edersiniz. Türkiye’ deki sağır insanların Türkçeyi öğrenirken zorlanmalarının nedeni, kendilerinin iletişim için kullandığı Türk İşaret Dilinin Türkçeden yapısal olarak çok farklı olmasıdır.

İşaret Dili

İşaret dilleri anlamı karşı tarafa iletmek için görsel kanalı kullanan dillere verilen addır. El işaretlerinin (manual) yanında el dışı işaretler (non-manual) ile ifade edilirler. İşaret dilleri kendilerine ait kelime dağarcığı ve dilbilgisel yapısı olan doğal dillerdir [1]. Evrensel olmamakla beraber [2], işaret dilleri arasında çarpıcı benzerlikler de bulunur.

Dilbilimciler hem konuşma yoluyla hem de işaret yoluyla yapılan iletişimi doğal dil sayarlar, bu da şu demektir, her ikisi de soyut, uzun süren bir süreç ve zaman içerisinde titizlikle planlanmamış bir evrim sonucu ortaya çıkmışlardır. İşaret dilleri sözsüz bir iletişim çeşidi olan beden dili ile karıştırılmamalıdır.

Sağırların bulunduğu toplumların olduğu her yerde işaret dilleri kullanışlı bir iletişim yolu olarak gelişmiş ve aynı zamanda yerel sağır kültürlerinin temeli olmuşlardır. İşaret dili genellikle sağırlar ve ağır işitenler tarafından kullanılmasına rağmen fiziksel olarak konuşamayan, sesli dili medikal bir kondisyon ya da engel sebebiyle kullanamayan ya da sağır aile bireyleriyle birlikte bulunan sağır anne-babanın işiten çocukları (children of deaf adults, CODA) gibi işiten bireyler tarafından da kullanılır.

Dünyada kaç tane işaret dili olduğu bilinmemektedir. Genelde her ülkenin kendi işaret dili bulunmakla beraber, bazılarında bu sayı birden fazladır. Ethnologue’un 2013 edisyonunda 137 tane işaret dili sayılmaktadır[3]. Bazı işaret dillerinin yasal statüsü bulunurken diğerlerinin hiçbir statüsü bulunmamaktadır.[4]

Dilbilimciler doğal işaret dillerini onlardan türemiş olan ya da onların öncülleri olan sistemlerden ayırır, bunların içine sözel dillerin işaretlenmiş halleri (manually coded languages) ev işareti (home-sign), bebek işareti (babysign) ve insan olmayan primatların öğrendikleri işaretler girer.

Sağır Toplumuna Genel Bir Bakış

Merhaba sevgili dostlar,

Bugün sizlere dünyaya gözümü açtığım andan itibaren içerisinde bulunduğum ve hatta ana dilim olan Türk İşaret Dili’ne ve Sağır Toplumu’na yönelik bilgilendirmelerde bulunacağım.

[WPSM_COLORBOX id=258]

İşaret dili işitme engelli bireylerin kendi aralarında iletişim kurarken kullandıkları el hareketleri ve yüz mimiklerinden oluşan görsel bir dildir. Konuşma dili gibi karmaşık ve zengin bir yapıya sahip olup  hem soyut hem de somut kavramları içermektedir.

Genel yargı “İşaret Dillerinin Tüm Dünyada Aynı Olduğu” üzerine olsa da her ülkenin kendine özgü işaret dili bulunmaktadır. Bunun yanı sıra işaret dilleri, konuşma dillerinden bağımsız olarak kendi gramer kurallarını bulundurmakta ve sürekli gelişim kaydetmektedir. Günümüzde yapılan araştırmalarda 100’ü aşkın işaret dili olduğu bilinmektedir.

Anadolu coğrafyasında işaret dilinin mazisi ortalama 3500 yıl öncesine yani Hititler’e dayanmaktadır. Döneme ait kazılarda elde edilen bilgilere göre işitme engelli bireylerin, elleriyle iletişim kurduklarına dair bilgiler yer almaktadır.

Anadolu coğrafyasına en belirgin kayıtları ise Osmanlı dönemine ait olanlardan öğrenmekteyiz. Sağır ve dilsizlerin özellikle saray çevresinde, hükümdara, hanedan üyelerine ve devlet adamlarına hizmet etmesi amacıyla istihdam edildiklerini öğrenmekteyiz. Sağır ve dilsizlerin sarayda istihdam edilmelerinin en önemli sebebi ise; güvenlik ve konuşulan devlet işlerinin dışarıya yansıtılmaması gerekçesiyle olduğu bilinmektedir. Bu sistemin Osmanlı’dan önce de uygulandığı ve Osmanlı’nın bu geleneği devam ettirdiğini öğrenmekteyiz. Bunların yanı sıra dilsizlerin saray etrafında cellatlık görevinde de bulunduğu bilinmektedir.

Yine resmi kayıtlardan da görüldüğü üzere, Osmanlı döneminde 1880’li yılların sonunda Yıldız Sağırlar Okulu kurulmuştur.

1950’li yılların başında İşaret Diliyle eğitim kaldırılmış gerekçe olarak dönemin bürokratlarının sözel eğitime yönlendirmek, konuşmaya teşvik etmek ve temelinde yanlış anlaşılma sonucu(!) yasaklanan işaret diliyle ilgili uzun yıllar herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

Aslında burada oluşan durum sadece bürokratik bir karar ya da iyi niyetli  gibi görülse de aslında durum böyle değildir. Bu karar ile beraber yasaklı bir dil haline getirilen Türk İşaret Dili, taa 2005 yılına kadar herhangi bir ilerleme kaydedememiş, elde edilen kazanımlar ise geriye giderek sağırların hayatını olumsuz etkilemiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı(!) zaman zaman işitme engellilerle ilgili çalışmalar yapsa da sağır çocukların eğitimi noktasında köklü değişiklikler yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Kendisi de sağır olan Süleyman Gök, yoğun bir çaba sarfederek Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sağırlar ilkokulunu açmış ve Türk İşaret Dili’nin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Aynı zamanda sağırlar alanında faaliyet gösteren ilk sivil toplum kuruluşunun da kurucusu olan Gök, sağır toplumunun bugün elde ettiği kazanımların işaret fişeğini yakan, sağır toplumunun gelişimine katkı sağlayan büyük bir önderdir.

“Sağırlar zekidir ve kabiliyetlidir. İleride doktor, düşünür, diplomat da olabilirler.” diyen Gök, sağır toplumuna hem büyük bir misyon yüklemiş hem de sağır camiasına güven duymuştur.

2005 yılında çıkarılan “Özürlüler Kanunu(!)” ile Türk İşaret Dili yasaklı yıllarını geride bırakmış ve bu alanda çalışma yapma yetkisi Türk Dil Kurumu’na verilmiştir.

2005 yılındaki gelişmelerden sonra Türk İşaret Dili, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Halk Eğitim Merkezleri’nde yaygınlaşmıştır. Her ne kadar yaygınlaşsa da daha önce hiç işitme engelli dahi görmeyen eğiticilerin(!) verdiği eğitimlerle niteliksiz hale dönüşmüş ve günümüzde bir çok sertifikalı ama Türk İşaret Dili’ni sadece şarkı çevirmekten ibaret sanan bireyler yaygın olarak bulunmakta ve zaman zaman, şarkı çevirisi konusunda sitem eden sağır bireylere dahi “Türk İşaret Dili’ni siz bilmiyorsunuz, biz biliyoruz!” diyen bireyler fazlaca yeralmaktadır.

Sağır toplumunda Türk İşaret Dili Eğitimleri’nin daha nitelikli hale dönüştürülmesi, gramer yapısına sadık kalarak yürütülen ve camia içerisinden gelen eğiticiler ile sağır eğiticilerin yaygınlaştırılması talep edilmektedir.

Dünya Sağırlar Federasyonu’nun sloganını hatırlatmak istiyorum. Bizim adımıza karar alırken, biz olmadan asla!” aslında içerisinde oldukça büyük bir anlam barındırmaktadır. Bugüne kadar 1950’li yıllar olsun, 2005 yılı olsun bizim seçtiğimiz, bizim yetkilendirdiğimiz kanun koyucular, yasama erkini elinde barındıranlar bizler adına kararlar aldılar. Bu kararlardan genellikle olumsuzluklar ve büyük mağduriyetler yaşandı. Umuyorum ki bundan sonraki süreçte ortak akıl ile bizimle ilgili alınan kararlarda bizlere sorulur ve sağır toplumundaki gelişmelerde en geniş sınırlarla mutabakata varılmış olur.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yaptığı açıklamalarda Dünyada 750 milyon, Türkiye’de ise 3 milyon işitme engelli olduğu tahmin edilmektedir.

Vakit ayırdığınız ve okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

Yıldız Sağırlar Okulu

Yıldız Sağırlar Okulu, Türkiye’nin sağırlar için eğitim veren ilk resmi okuludur. Geçmişi 1889 yılında açılan Dilsizler Mektebi’ne dayanan okul, günümüzde Fatih Özel Eğitim Meslek Lisesi adıyla İstanbul‘un Fatih semtinde eğitim verir

Tarihçe

Okul, II. Abdülhamit devrinde İstanbul’da hizmete giren ilk işitme okulunun devamıdır. Dilsizler Mektebi adlı ilk işitme okulu, 30 Eylül 1889’da II. Abdülhamit‘in saltanatı ve Yusuf Kamil Paşa‘nın sadrazamlığı sırasında Maarif Nazırı Münif Paşa tarafından Sultanahmet‘te açılmıştı[2]. Okulun ilk binası bugün Marmara Üniversitesi rektörlüğü olarak kullanılan yapıdır. İlk müdür, Hamidiye Ticaret Mektebi‘nin kurucusu Avusturyalı Ferdinand Grati idi. Okul, Ferdinand Grati’nin bir dilekçesi üzerine açılmıştı. 1891’de ölümünden sonra yerine oğlu Lui Grati; 1896’da Hüseyin Sabri Bey geçti[3]. Hüseyin Sabri Bey’in görevini 1908’de Şükrü Efendi üstlendi [4]. Türkçe öğretmenliğine Türkiye’nin ilk pedagogu Selim Sabit Efendi tayin edildi[5].

Bu okulda, “Osmanlı İşaret Dili”, öğretmenler tarafından sözel dille beraber kullanılıyordu[6]. Eğitim süresi dört yıl olan okulun programında Türkçe, isteyenler için Fransızca, okuma-yazma, İlm-i Hal, Hüsn-ü Hat, İlm-i Hesap, Genel Coğrafya, İlm-i Ahlak ve Jimnastik dersleri vardı[5]. Okulu bitiren öğrencilerin birçoğu matbaalarda mürettip oluyor, bir kısmı da resmi dairelerde konuşulanları işitip anlamadıkları için odacı (hademe) olarak görevlendiriliyorlardı[5].

Dilsizler Mektebi’nin ilk müdürü Grati, 1890 yılında yazdığı yeni bir dilekçe ile görme engellilerin eğitimi için de bir okulun kurulmasını talep etmişti. Bu dilekçenin kabulü üzerine 17 Mart 1891’de Dilsizler Mektebi’ne bağlı bir “Âmâlar Okulu” açıldı[7]. Görme engelli öğrenciler için müzik eğitiminin ön planda olduğu bir müfredat oluşturuldu ve çalgıcı veya hafız olarak yetiştirildiler. Öğrenciler, okula biri sağır, biri âmâ olmak üzere ikili gruplar halinde gidip gelmekte, birbirlerine yardımcı olmaktaydılar. Türkçede “Körler ve sağırlar birbirini ağırlar” sözü, büyük ihtimalle bu uygulamadan gelmiştir[4]. Müzik eğitiminin ilahi ve kasidelerle sınırlandırılması üzerine okulun âmâlar bölümüne ilgi azaldı ve bu bölüm 1897’de kapandı[4].

1911’de Dilsizler Mektebi kapandı. Okulun kapanmasına rağmen Darülaceze bünyesinde sürdürülen derslere[4], 1926 yılında ilgisizlik ve öğrenci azlığından ötürü son verildi.

Okul, 1944 yılında “Sağırlar Tenasüt Cemiyeti” tarafından yeniden Aksaray‘da öğrenime sokuldu. Resmi bir okuldan ziyade bir dernek faaliyeti olarak faaliyet gösterdi.

1952 yılında 5822 sayılı kanunla engellilerin eğitimi Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğuna verilince sağırlar okulu ilk defa Mevlanakapı’da resmi olarak faaliyete girdi ve ertesi yıl Milli Eğitim Bakanlığı’na devredildi. Yıldız Sarayı içinde kendisine verilen binaya taşınan okul, “Yıldız Sağırlar Okulu ve Yetiştirme Yurdu” adıyla eğitim öğretimi sürdürdü. İşaret dili kullanılması yasaklanmış olduğundan sözel eğitim verildi.

1983 yılında eski Vatan Mimarlık ve Mühendislik Okulu’nun binasına taşındı. Fatih Sağırlar Okulu adını alan okul, daha sonra Mimar Sinan İşitme Engelliler Anaokulu, İlkokulu ve Sanat Orta Okulu adını aldı. En son olarak ise 1996 yılından itibaren Mimar Sinan İşitme Engelliler İlköğretim Okulu olarak devam etmektedir. Aynı bina içinde Fatih Özel Eğitim Meslek Lisesi adında, işitme engelli öğrencilere eğitim veren bir de meslek lisesi bulunmaktadır.

2020’ye Son Bakış :)

Merhaba sevgili arkadaşlar,

Dünyaca oldukça zorlu süreçlerden geçiyoruz. Bir yandan pandemi bir yandan pandeminin sebep olduğu maddi sıkıntılarla boğuşurken bir yandan da sosyal ilişkilerimiz bla bla bla

Bunlar olurken elbette bazı güzel şeyler de olmuyor değil. Gelin Atakum’dan yayılan “Erişilebilirlik” Işığına hep beraber göz atalım.

1- Şeffaf Maske

2- Türk İşaret Dili Akademisi

3- Alışveriş Hattı

4- Sağırlar Haftası

  1. BÖLÜM

2. BÖLÜM