Sağır Toplumuna Genel Bir Bakış

Merhaba sevgili dostlar,

Bugün sizlere dünyaya gözümü açtığım andan itibaren içerisinde bulunduğum ve hatta ana dilim olan Türk İşaret Dili’ne ve Sağır Toplumu’na yönelik bilgilendirmelerde bulunacağım.

[WPSM_COLORBOX id=258]

İşaret dili işitme engelli bireylerin kendi aralarında iletişim kurarken kullandıkları el hareketleri ve yüz mimiklerinden oluşan görsel bir dildir. Konuşma dili gibi karmaşık ve zengin bir yapıya sahip olup  hem soyut hem de somut kavramları içermektedir.

Genel yargı “İşaret Dillerinin Tüm Dünyada Aynı Olduğu” üzerine olsa da her ülkenin kendine özgü işaret dili bulunmaktadır. Bunun yanı sıra işaret dilleri, konuşma dillerinden bağımsız olarak kendi gramer kurallarını bulundurmakta ve sürekli gelişim kaydetmektedir. Günümüzde yapılan araştırmalarda 100’ü aşkın işaret dili olduğu bilinmektedir.

Anadolu coğrafyasında işaret dilinin mazisi ortalama 3500 yıl öncesine yani Hititler’e dayanmaktadır. Döneme ait kazılarda elde edilen bilgilere göre işitme engelli bireylerin, elleriyle iletişim kurduklarına dair bilgiler yer almaktadır.

Anadolu coğrafyasına en belirgin kayıtları ise Osmanlı dönemine ait olanlardan öğrenmekteyiz. Sağır ve dilsizlerin özellikle saray çevresinde, hükümdara, hanedan üyelerine ve devlet adamlarına hizmet etmesi amacıyla istihdam edildiklerini öğrenmekteyiz. Sağır ve dilsizlerin sarayda istihdam edilmelerinin en önemli sebebi ise; güvenlik ve konuşulan devlet işlerinin dışarıya yansıtılmaması gerekçesiyle olduğu bilinmektedir. Bu sistemin Osmanlı’dan önce de uygulandığı ve Osmanlı’nın bu geleneği devam ettirdiğini öğrenmekteyiz. Bunların yanı sıra dilsizlerin saray etrafında cellatlık görevinde de bulunduğu bilinmektedir.

Yine resmi kayıtlardan da görüldüğü üzere, Osmanlı döneminde 1880’li yılların sonunda Yıldız Sağırlar Okulu kurulmuştur.

1950’li yılların başında İşaret Diliyle eğitim kaldırılmış gerekçe olarak dönemin bürokratlarının sözel eğitime yönlendirmek, konuşmaya teşvik etmek ve temelinde yanlış anlaşılma sonucu(!) yasaklanan işaret diliyle ilgili uzun yıllar herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

Aslında burada oluşan durum sadece bürokratik bir karar ya da iyi niyetli  gibi görülse de aslında durum böyle değildir. Bu karar ile beraber yasaklı bir dil haline getirilen Türk İşaret Dili, taa 2005 yılına kadar herhangi bir ilerleme kaydedememiş, elde edilen kazanımlar ise geriye giderek sağırların hayatını olumsuz etkilemiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı(!) zaman zaman işitme engellilerle ilgili çalışmalar yapsa da sağır çocukların eğitimi noktasında köklü değişiklikler yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Kendisi de sağır olan Süleyman Gök, yoğun bir çaba sarfederek Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sağırlar ilkokulunu açmış ve Türk İşaret Dili’nin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Aynı zamanda sağırlar alanında faaliyet gösteren ilk sivil toplum kuruluşunun da kurucusu olan Gök, sağır toplumunun bugün elde ettiği kazanımların işaret fişeğini yakan, sağır toplumunun gelişimine katkı sağlayan büyük bir önderdir.

“Sağırlar zekidir ve kabiliyetlidir. İleride doktor, düşünür, diplomat da olabilirler.” diyen Gök, sağır toplumuna hem büyük bir misyon yüklemiş hem de sağır camiasına güven duymuştur.

2005 yılında çıkarılan “Özürlüler Kanunu(!)” ile Türk İşaret Dili yasaklı yıllarını geride bırakmış ve bu alanda çalışma yapma yetkisi Türk Dil Kurumu’na verilmiştir.

2005 yılındaki gelişmelerden sonra Türk İşaret Dili, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Halk Eğitim Merkezleri’nde yaygınlaşmıştır. Her ne kadar yaygınlaşsa da daha önce hiç işitme engelli dahi görmeyen eğiticilerin(!) verdiği eğitimlerle niteliksiz hale dönüşmüş ve günümüzde bir çok sertifikalı ama Türk İşaret Dili’ni sadece şarkı çevirmekten ibaret sanan bireyler yaygın olarak bulunmakta ve zaman zaman, şarkı çevirisi konusunda sitem eden sağır bireylere dahi “Türk İşaret Dili’ni siz bilmiyorsunuz, biz biliyoruz!” diyen bireyler fazlaca yeralmaktadır.

Sağır toplumunda Türk İşaret Dili Eğitimleri’nin daha nitelikli hale dönüştürülmesi, gramer yapısına sadık kalarak yürütülen ve camia içerisinden gelen eğiticiler ile sağır eğiticilerin yaygınlaştırılması talep edilmektedir.

Dünya Sağırlar Federasyonu’nun sloganını hatırlatmak istiyorum. Bizim adımıza karar alırken, biz olmadan asla!” aslında içerisinde oldukça büyük bir anlam barındırmaktadır. Bugüne kadar 1950’li yıllar olsun, 2005 yılı olsun bizim seçtiğimiz, bizim yetkilendirdiğimiz kanun koyucular, yasama erkini elinde barındıranlar bizler adına kararlar aldılar. Bu kararlardan genellikle olumsuzluklar ve büyük mağduriyetler yaşandı. Umuyorum ki bundan sonraki süreçte ortak akıl ile bizimle ilgili alınan kararlarda bizlere sorulur ve sağır toplumundaki gelişmelerde en geniş sınırlarla mutabakata varılmış olur.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yaptığı açıklamalarda Dünyada 750 milyon, Türkiye’de ise 3 milyon işitme engelli olduğu tahmin edilmektedir.

Vakit ayırdığınız ve okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

Leave a Comment